Tükendi
Stok Alarmı1126’da dünyaya gelen İbn Rüşd el-Hafîd ise Endülüs İslam medeniyetinin sembol isimlerin başında gelmektedir. Onun genç yaştan itibaren Muvahhidler Devleti’nin siyasi ve hukuki bürokrasisinde kendine yer edinmesi, mensup olduğu ailenin bu alanlardaki itibarından neşet etmekle birlikte, özellikle tıp, hukuk ve hukuk metodolojisi alanlarındaki yetkinliğinin siyasi otorite tarafından tanınmasıyla mümkün olmuştur. Diğer taraftan, onun bilim ve felsefe alanındaki çalışma ve başarıları devletin kurumsal gerekliliklerini aşan, İbn Rüşd’ün kişisel ‘hakikat arayışı’ çerçevesinde anlaşılmalıdır. Bununla beraber, İbn Rüşd’de ‘hakikat’, ‘kişisel’ olanla kayıtlı kalmayıp kendi ‘kurumsal’ını inşa etmekte ve ikisinin bir denklik oluşturması öngörülmektedir.
İbn Rüşd’ün felsefî çalışmalarının ve bizatihi ‘felsefesi’nin anlaşılması ve anlatılması söz konusu olduğunda, günümüz araştırmacıları birbirinden farklı birçok problemle karşı karşıya kalmaktadır. Bu problemler, İbn Rüşd felsefesinin kendi içinde barındırdığı çok boyutlulukla alakalı olduğu kadar, geçmişi ve geleceği ile kurduğu ilişki ile de alakalıdır.